< Berfo Ana'ya... - Leyla Agiri
23.02.2013 - 10:59

Berfo Ana'nın gözleriyle bakabilmek - Nihal Kemaloğlu


Berfo Ana, oğlunu işkencede öldüren devletin gözüne diktiği ve bir an bile kırpmadığı gözlerini bize bırakarak gitti.

105 yaşında ana çınar misali uzandığı toprakta elleri 33 yıldır aradığı kayıp oğul Cemil'e erişebilir mi bilinmez ama Berfo Ana "hakikatı" arama direnci ve dirayetiyle bu ülkenin zifir yüzüne çaldığı "aydınlık" karartılamazdı...

Devletin zulüm terminolojisinde "kayıp" sözcüğünün yeryüzünden izi, sesi, nefesi, kemikleri, bedeniyle silinmiş, kazınmış oğul anlamına geldiğini ilk Berfo Ana anlamıştı.

12 Eylül darbesinden bir gün sonra gözaltına alınan Cemil Kırbayır 12 Eylül'ün ölümcül işkence merkezlerinden namlı Kars Eğitim Enstitüsü'ne götürülüp "kaybedilmişti". 

Bundandır, Berfo Ana "girilemez" devlet arşivlerinde ölümü kayıtlı ama mezarı "saklı" ükesinde evlatlarını arayan yüzlerce ailenin "hakikat arayışına" analık yapmış oğul Cemil gibi bakmış, büyütmüştü...

Berfo Ana "oğlumun kemiklerini bulmadan beni gömmeyin" vasiyeti de bu arayışın ölümüyle birlikte son bulmaması temennisiydi... 

Muhakkak ki Cemil'i bulmadan öldüğü için gömülmeyi de hak etmediğini ve ilahi huzura kavuşamayacağını söylüyordu. Doğruydu hangi ana devletin kemiklerinin yerini söylememekte direndiği topraklara uzanıp gözlerini acıtmadan kapatabilirdi...

27 yıl boyunca devletin "kaçtı gitti" dediği oğlu Cemil'i her gün çıkar gelir umuduyla bekleyen Berfo Ana, 6 yıl önce oğlunun "işkencede öldürüldüğünü" öğrenmişti...

Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun Cemil Kırbayır için "Devlet işkenceyle öldürdü" tespiti yapan rapor nisan 2011'de Kars Savcılığı'na gönderilmiş, Berfo Ana bu arada Başbakan'la konuşmuş söz almış, beklemeye başlamıştı ama hiçbir "gelişme" olmamıştı.

HAKİKATIN NÖBETİNİ TUTANLARA!

12 Eylül yargılanması başlayınca ağır sağlık sorunlarına rağmen davaya müdahil olmuş mahkeme varmış, yattıkları yataklarından kendilerine telekonferansla iletilen soruları "isterlerse" cevaplayan Kenan Evren'e yönelttiği "senden şikayetçiyim, ölene kadar şikayetçi olacağım, oğlumun mezarını istiyorum, çocuğum nerede?" sözleriyle "mizansen" 12 Eylül yargılamasına en sahih tarihi kaydı düşürmüştü.

80'li 90'lı yılların Türkiye'sinde Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun şehirlerine akşam düşer düşmez kör bir karanlığa karışarak "devlet sırrına" dönüşecek Kürt gazeteci, sendikacı, işçi, öğretmen, muhtar, memurun yüzlerce kişinin isimlerin yanına çarpı işaretinin düştüğü zamanlardı. Uzun yıllar "biz almadık bizde yok, kendisi kaybolmuş" diye direten devlet, "güvenlik güçlerince gözaltına alınanlar için kayıp iddiasında bulunanlar teröristlerdir" denmişti.

12 Eylül'le kurumsallaşan ve devlet sistematiğine katılan "kayıp, faili meçhul ve yargısız infazlarla" devlet kötülükleri tarihimiz akarken... Kayıplarını arayanları yıllarca "terörist" bunlar diye suçlanmıştı... Bugün dünyanın en büyük "gazeteci, öğrenci, sendikacı, siyasetçiyi" barındıran terörist toplama merkezlerimizle o dönemler arasına koyduğumuz tek fark "kayıp etmemek mi oluyordu?"

Hâlâ tek bir faili cezalandırılmamış

12 Eylül, günümüz otoriter iktidarının söylem teknolojilerine su çekip ve taşarken, tarihsel "hakikat ve adalet eksikliğimizi" belki Berfo Ana'yı anlatarak gideriyorduk.

Berfo Ana'yla "hakikat nöbetini" 17 yıldır bizim adımıza da  tutan Cumartesi Anneleri'nin sabır ve direnme güçlerine minnet ve sevgiyle...

Akşam / 23.02.13


Üste