< Sendika üye istatistikleri açıklandı, gasp tablosu netleşti… / KB
05.02.2013 - 12:19

Emperyalist savaşa, kapitalist sömürüye, faşist baskı ve teröre karşı... / KB


Sınıfın devrimci baharına yürüyoruz!

 

Emperyalist saldırganlığın tırmandığı, Kürt halkına dönük imha ve inkar politikalarının tam bir saldırı furyasına dönüştüğü, işçi sınıfının kalan kırıntı haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen projelerin gündeme geldiği ve tüm bunlara paralel olarak faşist baskı ve devlet terörünün dizginlerinden boşaldığı bir dönemde baharı karşılamaya hazırlanıyoruz.

Bütün bu tablo, dolaysız olarak bahar döneminin gündemlerini ve bu gündemler üzerinden önümüzdeki süreç boyunca yürütülecek olan mücadelenin politik çerçevesini oluşturmaktadır.

Devrimci baharın çağrısı: İşçilerin birliği halkların kardeşliği!

Bu yıl bahar dönemine işçi sınıfını hedef alan kapsamlı bir saldırı dalgasıyla giriyoruz. Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) kapsamında gündeme getirilen, kıdem tazminatı hakkının gaspından esnek çalışma koşullarının yaygınlaştırılmasına kadar bir dizi saldırıyı barındıran bu program, yeni dönemin mücadele gündemlerini de oluşturuyor. Sınıfın büyük mücadelelerle elde ettiği kazanımlarından geriye kalanlarını da ortadan kaldırmayı hedefleyen sermaye düzeni, gelinen yerde işçi sınıfına tam köleliği dayatıyor. UİS’te sona gelindiğini ifade eden sermaye devletinin sözcüleri, iki yıl içerisinde bu saldırıları hayata geçirmeyi umuyorlar.

Bu saldırılara karşı mücadeleyi büyütmek için bahar dönemi önemli bir yerde duruyor. Zira bu dönemde sokaklar ısınıyor. Başta işçi sınıfı olmak üzere emekçilerin ileri ve öncü kesimleri mevcut talepleri ve mücadele gündemleri üzerinden alanlara inmeye hazırlanıyorlar. Bu süreci sermayenin kapsamlı yıkım saldırılarına karşı mücadeleyi büyütme ve saldırı programını geri püskürtme bakışıyla değerlendirmek ise, başta öncü-ilerici işçiler ile sınıf devrimcilerine düşüyor.

Dönemin öne çıkan diğer gündemlerini ise Kürt sorunu ile her geçen gün tırmandırılan emperyalist saldırganlık oluşturuyor. Sermaye devleti Kürt sorununda imha ve inkara dayalı “bütünlüklü” bir politik süreç işletiyor. Bir taraftan “ada görüşmeleri” ile Kürt halkını oyalayan, düzen içi çözüm umutlarını beslemeye çalışan sermaye devleti, öte yandan Kürt hareketini tasfiye etmeyi hedefleyen politikalarını kesintisiz sürdürüyor. Kürt hareketinin “müzakere” merkezli yaklaşımı ise Kürt halkını aldatıp oyalamayı amaçlayan sermaye devletine büyük bir kolaylık sağlıyor. Bu tablo karşısında Kürt sorununa yönelik işçi sınıfının devrimci tutumunu öne çıkarmak, bunu sınıf merkezli bir politik faaliyetle birleştirmek ve bunu yaparken Kürt halkının tüm kazanımlarını savunmak büyük bir önem taşıyor.

Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı kitlelerde biriken öfkeyi örgütlemek de, dönemin öne çıkan bir başka sorumluluk alanıdır. Bahar döneminde yoğunlaşacak olan eylemli süreç, emperyalist savaşa karşı kitlelerin tepkisini açığa çıkarma bakışıyla ele alınmalı, sınıf içerisinde anti-emperyalist bilinç güçlendirilebilmelidir.

Toplamında süreç kapitalist sömürüye ve emperyalist saldırganlığa karşı “işçilerin birliği, halkların kardeşliği” bakışıyla örülmeli ve bu tutumu işçi sınıfına maletmek için tüm olanaklar seferber edilebilmelidir.

Başta emperyalist savaş ve saldırganlık olmak üzere, Kürt sorunu, artan baskı ve devlet terörü vb. temel siyasal gündemler üzerinden işçi sınıfını politikleştirmek, devrimci politik etkiyi sınıf içerisinde yaygınlaştırmak yeni dönemin en öncelikli görevleri arasında yer almaktadır. Böyle bir çabanın kendisi bir taraftan işçi sınıfını kendi fabrikasının dar sınırlarının dışına çıkaracak, politik süreçlere kendi bağımsız sınıf kimliği ve hareketi üzerinden müdahil olmasını sağlayacaktır. Öte taraftan, tam da bu zemin üzerinde kendi partisi ile olan bağlarını güçlendirmesinin olanaklarını çoğaltacaktır.” (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, 23 Kasım 2012, Sayı:13-46)

Sınıfın direnme iradesini büyütelim

Kapitalist sömürü düzeninin derinleşen krizi sınıfın ve emekçi kitlelerin yaşamını her geçen gün daha da çekilmez kılıyor. Krizin faturasını emekçilere yükleyen ve bunun için arkası kesilmeyen yıkım programlarını pervasızca uygulayan kapitalist düzene karşı dünyanın dört bir yanında sosyal mücadeleler giderek kendisini daha belirgin bir şekilde ortaya koyuyor. Zira sermayenin işçi sınıfını ve toplumun farklı kesimlerini hedef alan çok yönlü saldırıları öfke ve hoşnutsuzluğu her geçen gün büyütüyor. Kapitalist sömürü düzeninin işçi ve emekçilerin kabaran bu öfkesi karşısında ilk sarıldığı, faşist baskı ve devlet terörü oluyor. Bir dizi ülkede polis devleti uygulamaları artık olağan bir hal almış bulunuyor.

Türkiye’nin tablosu da bu genel gidişattan farklı değil. Bugün sokağa çıkan, sesini yükselten kim olursa olsun, karşısında polis-yargı terörünü görüyor. En küçük çıkış bile azgın bir devlet terörü ile sindirilmeye çalışılıyor.

Fakat buna rağmen sokağa çıkan, mücadele eden işçiler, emekçiler ve gençler, polis terörü ve zorbalık karşısında sinmeyeceklerini pratikleriyle ortaya koyuyorlar. Daiyang-SK’da sendikal örgütlülüklerini savunan, Teknopark’ta hakları için direnen işçiler, bugün için sınırlı da olsa sınıfın direnme iradesini ve gücünü ortaya koyuyor. Bu aynı şekilde toplumun farklı kesimleri üzerinden de görülebilmektedir. Geçtiğimiz yılın sonunda gençlik cephesinden ODTÜ’de sergilenen direniş, geçtiğimiz günlerde polis ve yargı terörü karşısında militanca direnen devrimci avukatlar, bu topraklardaki direngen damarın yeni örnekleri oldular.

İçerisinden geçilen dönemin olguları, önümüzdeki sürecin işçi sınıfı ve emekçilerin yeni mücadele ve direnişlerine sahne olacağını gösteriyor. Zira emperyalist-kapitalist sistemin keskinleştirdiği çelişkiler, her geçen gün toplumun derinliklerinde mücadele eğilimini güçlendiriyor. Bugün için kendisini lokal çıkışlarla ortaya koyan bu eğilim büyük önem taşıyor. Durgunluk ve sessizliği parçalayarak, topluma izlenmesi gereken yolu gösteriyor.

Bahar süreci her şeyden önce bu bakışla ele alınmalı, işçi sınıfı ve emekçi kitleler her geçen gün artan baskı ve sömürüye karşı direnmeye ve mücadele etmeye çağırılmalı, siyasal faaliyet her adımında sınıfın direnme iradesini örgütlemeye hizmet edebilmelidir.

Bahara ilk adım: Kurultaylar

Sınıf devrimcileri tam da böylesi bir sürecin öngünlerinde iki ayrı kurultay örgütlemeyi önlerine koymuş bulunuyor. Birisi çalışmaları bir süre önce başlayan ve artık sona gelinen Devrimci Kadın Kurultayı, diğeri ise geçtiğimiz günlerde duyurulan “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği için sınıfa karşı sınıf kurultayı”.

Kurultayların gündemleri ile dönemin öne çıkan gelişmeleri arasındaki dolaysız bağ, sürecin sınıf devrimcileri tarafından bütünlüklü bir şekilde ele alındığını göstermektedir. Bir başka ifadeyle, kurultay çalışmaları dönemin öne çıkan gündemlerine dayanmakta, bu gündemlere dönük bakışı ortaya koymayı ve dahası bu gündemlere dayalı mücadeleyi güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Elbette kurultay çalışmalarının bir yönü, ele aldığı konular üzerinden devrimci sınıf tutumunu ortaya koymaktır. Buradaki amaç toplumun devrimci-ilerici kesimleriyle sınıfın yüzünü mücadeleye dönmüş unsurlarını bu tutum etrafında mücadele etmeye çağırmaktır. Bu açıdan kurultay çalışmaları temel siyasal gündemler üzerinden yürütülen ideolojik-politik mücadelenin bir aracı olarak tanımlanabilir.

Fakat öte yandan kurultay çalışmaları sınıfa dönük gündelik politik müdahalenin güçlendirilmesine hizmet etmek zorundadır. Sınıfı ve emekçileri politik mücadeleye çağıran, dahası pratik bir tutum almaya sevk eden diğer bir dizi araç gibi kurultaylar da sınıfı devrimcileştirmenin, harekete geçirmenin birer aracı olarak değerlendirilmelidir.

Bunun yolu öncelikle araçlardan çok politikayı öne çıkaran bir çalışma tarzını hayata geçirmekten geçmektedir. Örneğin bu aynı dönemde emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı etkin bir politik faaliyet örgütlenebildiği koşullarda, kurultay vb. etkinlikler politik faaliyete güç katan bir işlevi yerine getirebilecektir.

Bütün bir bahar sürecini kazanmak için kurultay süreçleri bu iki işlevi üzerinden değerlendirilmelidir. Öncesi ve sonrasıyla birlikte kurultaylar, politik çalışmanın sürekliliği içerisinde gerçekleştirilmeli ve politikanın devamlılığı üzerinden ele alınabilmelidir. Bu her şeyden önce siyasal faaliyette süreklilik ve birikim yaratma olanağı sunacaktır.

Devrimci baharda enginlerle buluşacağız!

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, tüm veriler temposu artacak bir mücadele sürecine girdiğimizi göstermektedir. Sınıf devrimcileri kurultaylarla girecekleri bahar dönemini bu bakışla ele alacaklar, her türlü darlığı kırarak enginlerle buluşmanın adımlarını çok daha güçlü atacaklardır.

Bunun için en küçük bir olanağı dahi büyük bir titizlikle değerlendirerek, varolan enerjiyi katbekat yoğunlaştırarak ve siyasal faaliyette hiçbir boşluk alanı bırakmayarak, her adımda sınıfla kurdukları bağları güçlendirecek, devrim ve sosyalizmin bayrağını daha yükseklerde dalgalandıracaklardır.

(Kızıl Bayrak, 1 Şubat 2013, Sayı 05)

 


Üste